14 Ekim 2011 Cuma

we need nightmares

gördüğümüz her güzel rüyayı ,içerdiklerini alakasız kişilere bile anlatırız. bunun pek çok sebebi vardır. aynı hisleri tekrar yaşamak olsun paylaşmak olsun.. ama kabuslarını anlatanlar azdır. aynı travmayı tekrar yaşamak isteyenleri bulamayız kolay kolay. mantıklı olan da bu olabilir emin değilim. kimisi güçsüz görünmek istemez anlatmaz; kimisi yaşadığı üzüntüyü atlatmak paylaştıkça azaltmak için belki de bi tavsiye almak için anlatır.

anladığınız üzere çok fazla önem veririm yarı-ölüm dediklerinden sonra gördüklerimize. bilinçaltının bi aynası mı diyorlardı neydi? neyse.. anlatmak istediğim şu ki hepimizin kabuslara da ihtiyacı var. doğrudur kabuslar hakkında söylenecek güzel bi şey yok. ama tam da burada neden onlara ihtiyacımız olduğunu savunuyorum. dibi olmayan bi çukura sonsuza kadar düşmeyi beklemektense dibi görüp ne zaman düşeceğimi bilmek daha mantıklı geliyor bana. olup olabilecek en kötü şeylerdir kabuslar. yaşadıklarınızın en kötü halleri yatıyordur orada.daha kötüsü olabilir mi ki diye merak bile etmeyeceklerinizi görürsünüz bazen. psikolojiyi güçlendiren bir şey olduğuna inanıyorum bunun.

he şimdi sabah akşam geyik peşinde koşan bu adamın neden böyle bişey saçmaladığını merak ediyorsunuz. yani yukarıdakini okuyosanız beni de tanıyosanız kusura bakmayın merak etmedim dediyseniz  yalan söylüyorsunuz :D.sebebini açıklıyorum. bundan bi hafta önce benim için çok özel olan birini gördüm kabuslarımda. durmaksızın.ardarda. gerçeklik payı olamayacak şeyler. ama uyuduktan sonra farklı bi realiteye geçince anlaşılmıyor bu tabi. sadece acı çekiyorsunuz. uyanıyorsunuz gerçek olamaz bu diyorsunuz. sonra hoşgerigeldim diyorsunuz içinde yaşadığınız dünyaya. işte ben de uyandıktan sonra ki bu 2 bardak sade kahveden sonra gerçekleşebiliyor demek ki başıma gelecek en kötü şeyler bunlarmış diyorum. en azından yüküm biraz daha hafifliyor.

neyse ben geyik çeviremedim siz çevirin.

 
I whisper in your ear
"Do you dream of me?" 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder